Amerikan rüyasının içyüzü

0

AMERİKAN RÜYASININ İÇYÜZÜ

DOĞAN ULUÇ
HÜRRİYET

Amerikayla aşinalığım ortaokul sırasında halamın büyük oğlunu Kadıköy rıhtımından vapurla Yeni Dünyaya uğurladığımız gün başladı. ‘‘Celal Abi’’ tütün tüccarı idi.

Camelin kullandığı Türk tütünlerinin pazarlaması için gitmişti Amerikaya. Gönderdiği mektuplar aile meclisinde okunurken film seyredermiş gibi olurdum. Bir keresinde Central Parkta yayla gibi Cadillac arabanın yanında, paten yapan yaşıtlarımın, güler yüzlü insanların, yüksek binaların resimlerini izlerken heyecanlanmış ‘‘Büyüyünce ben de Amerikaya gideceğim’’ demiştim.

İlk blucin pantolonu liseden arkadaşım Erkana 12 lira ödeyerek satın aldım. Rengi kaçmış, sert denim kumaşına rağmen dizleri açılmak üzereydi. Ama Amerikan malı ya, haftalıklarımı birleştirip o zaman için yüklü sayılan parayı bir araya getirmeyi başardım. Okulda en sevdiğim ders İngilizce idi. Harçlığımın tümü Captain America, Dedektif Nick, Süpermen çizgi dergilerine giderdi.

‘Celal Abi’ bir kaç yıl sonra düşkırıklığı içinde geri döndü. Amerikalı ortağı tütün ithalinden kazandığı yüklüce paranın üstüne oturmuştu. Hayli varlıklı olan Celal ağabeyim iş hayatına sıfırdan başlamaya mecbur kaldı. Durumun vahametinden bihaber sık sık Amerika hikayelerini anlatmasını isterdim. İlgi ve merak giderek yeni sahalara yayıldı. Radyoda Frank Sinatra, Billy Eckstein, Ella Fitzgeraldı dinledik, arkadaş grubumuzda şarkıcıların kıyaslamasını yaptık. Beyazperdenin ünlü kovboyları Roy Rogers-Buck Jones-Gene Autry arasındaki muhayyel kavgalarda kim galip çıkar, Gene Kelly mi, Fred Astaire mi daha iyi dansçı diye tartışmaya girdik. Laurel-Hardy, Üç Ahbap Çavuşlar (Marx Brothers) filmlerini izlerken gülme doyumuna ulaştık. Sakızı dışlayıp Wrigley çikletlerini çiğnedik bir süre. Voleybol oynadığımız zamanlarda ‘‘Keds’’ marka Amerikan lastik ayakkabısıyla daha iyi zıpladığımızı, ‘‘Jansen’’ mayosuyla hızlı yüzdüğümüzü, ‘‘Slazenger’’ raketiyle smaçın güçlendiğini sanırdık. Kültürel beyin yıkamaya muhatap olduğumuzu hiç fark etmemiştik.

Yıllar sonra Yeni Dünyaya geldiğimizde fazlaca yabancılık çekmedik. Yakınlarımızın anlattığı, sinemada seyrettiğimiz, ezberlercesine okuduğumuz dergilerden öğrendiğimiz ülkenin görkemli, sürekli gelişim içinde, renk, ışık, rakam bolluğundaki düzenine ayak uydurmaya çalıştık.

Amerika merakımın kökeninde yukarda işaret ettiğim çocuksu nedenler yatıyor. Peki ya diğerleri? Her gün karşılaştığım deri rengi, dili, dini, adet ve gelenekleri birbirinden farklı insanlar? Çoğu ülkelerinde temel haklardan yoksun, baskı altında yaşayan, tabağına aş, başının üstüne tavan arayışında kimseler bunlar. Yerkürenin dört bucağından Amerikayı nasıl öğrenmişler? Fırsatlar ülkesinin mola vermeden işleyen propaganda, mal pazarlama, kültür yerleştirme mekanizması sayesinde.

Bu hususu küçümsemek hata olur. Amerika gelişmişlerin yanısıra yoksulluk çizgisinin altında 100ü aşkın memleketin yaşamını ürünleriyle işgal etmiş halde. Coca Cola, McDonalds, Marlboro, Levi blucinini bilmeyen yok. ‘Yes’ ötesinde İngilizceden habersiz Afrikalılar Hollywoodu, Muhammed Aliyi, Michael Jordan, Madonna, Michael Jackson ve Miki Fareyi tanıyor. Zenginler sağlık sorunlarına Methodist, Mayo, Memorial Sloane hastanelerinde derman arıyor. Varlıklı kesim Broadwayde müzikal izlemek, Fifth Avenue, Rodeo Driveda alışveriş yapmak için okyanus aşırı seyahate katlanıyor. Yüzbinlerce genç eğitim için Amerikan okullarına servet döküyorlar.

1950lerde başlayan, daha sonra Barış Gönüllüleri ile yoğunluğu süregelen kültürel bombardıman yerkürede Amerika özleminin tırmanışını artırıyor. Mal ürünlerinin yanı sıra sanat, müzik, eğlence ve spor gibi popüler alanlardaki etkinlikleri film, TV, video müzik ve oyun kasetleri, elektronik iletişim sayesinde dünyaya yayıyor. İnsanların gıpta, kıskançlık, hayranlık, korku, sevgi ve nefret karışımı duygular beslediği bir ülke Amerika.

Taşı-toprağı altın, güllük-gülistanlık bir diyar değil Yeni Dünya. Gerçek yaşamda Disneyland eğlendiriciliği, Hollywood gözboyacılığının yeri yok. Amerikan yaşamının üstü biraz kazındığında ciddi toplum sorunları gözönüne seriliyor. Kültürel beyin yıkama, ekonomik çizelgeler üstüne kurulu sistemde hemen her sektörde çalışanlar gelecek kaygısıyla yaşam sürdürüyor. Düzenin artı-eksi kıyaslaması ortaya pespembe bir tablo çıkarmıyor.

Paylas

Konuya Yorum Ekleyin